3 Mart 2014 Pazartesi

0 Km

Yaklaşık 6 ay önce çeşitli umutsuzluklar sonucu bir çok insanın benden beklemediği bir kararla tercih listeme bir çok Anadolu şehrini yazdım. Bu şehirlerden biri de Gaziantep'ti. Bir kaç yıl evvel gelmiştim fakat sadece 2 gün geçirmiştim, çok da gezmeye fırsat olmamıştı.

Hakkında sadece iki kelime bildiğim bi şehire yerleştim ve bi şekilde koşturmaca başladı. Kayıt yaptırmak için günübirlik, tek başıma gidene kadar pek de farkında değildim hiçbir şeyin. Sabah 6'da uçağa binip gittim, daha Sonra Havaş'la okula gittim. O an elinde bavulla SENİ YENİCEM İSTANBUL diyen adam gibi gözüküyordum muhtemelen. Tek fark benim küçük bi sırt çantam vardı.

Önce okulun kapısını, giren çıkan insanları falan süzdüm bi süre. Ne yapıcağıma karar vermem gerekiyodu. Kalacak bir yer bulabilmek ve kayıt yaptırmam gerekiyordu. Önce kaydımı yaptırdım, işim 9:30 gibi bitti. Sonra okuldan çıkıp kendime wi-fi'ını kullanabileceğim bir cafe buldum. Oturup ev fiyatları falan incelerken oturduğum yerdeki insanlar sağolsunlar telaşlı halimi görüp yardım ettiler. Kalabileceğim yerlerin isimlerini, iletişim bilgilerini verdiler. Yalnız yaşayabilecek bir insan değilim, o yüzden ev olayı baya sıkıntıydı. Ki fiyatlar da beklediğimden çok daha yüksek olunca o ihtimali sildim ve yurtlara bakmaya başladım. Daha sonra otel konseptinde bir yurt buldum, hala orada kalıyorum. Akşam her şeyi halledip İstanbul'a döndüm. Her şey o andan sonra başladı.

Artık 19 yıldır sürdürdüğüm her akşam çorba içtiğim, istediğim zaman 1 saat içinde buluşabildiğim insanların olduğu, en önemlisi de sarılabileceğim bir çok insanın olduğu hayatıma veda etmem için yaklaşık  10 gün zamanım vardı. Veda etmem gereken yüzlerce insan vardı ama sanırım 20 kişiye falan veda edebildim. Bi yerden sonra gerçekten çok zor. Çünkü yalnız değilsem ağlamaktan nefret ediyorum.

Yazın ailemin yaşadığı ve hala kurtulamadığımız ciddi bir problem vardı ve bu yüzden ailemden uzaklaşmak her şeyden çok daha zordu. Yapı olarak herhangi bir şeyi özleyen biri değilim, ama şu an farkındayım ki özleyebileceğim birilerinin olması baya insanı umutlu biri yapıyor. Eve dönücem ve herkese sarılıcam, o zaman bunlar hep geçicek falan diyosun.

Neyse işte, herkesle bi şekilde vedalaşıp yola düştüm. Sanırım hayatımın en anlamlı duygusallığını yaşadığım 1,5 saatlik yolculuktan sonra gerçek anlamda sıfır kilometre bi hayata başlamıştım. Hala bir çok şey zor değildi çünkü annem yanımdaydı. Ben dersteyken annemin defterime bıraktığı inanılmaz duygusal mektupla start çizgisinden öteye bi adım attığımı fark ettim.

Çok kolay insanlara alışabilen biri değilim, fakat oda arkadaşı konusunda inanılmaz şanslıydım. Benim gibi uyumsuz birine uyabilen bir insan çıktı ve gerçekten burada başlangıçta en büyük şansım buydu. Burada sahip olduğum tek insandı, ki kısmen hala öyle.

Hayatımda zaten olan insanlara o kadar güveniyordum ki, burada kimseye ihtiyacım olmadığı düşüncesiyle yeni kimseyle tanışmama kararı vermiştim. Bazı ilişkilerin sağlıklı yürümesi için bunu yapmam gerekiyordu en azından. Sonra bir şekilde o insanlar hayatımda pozisyonlarını değiştirince hiç bilmediğim bir yerde, hiç kimseyi tanımayan ve tekrar start çizgisinin gerisine düşmüş bi insan haline geri geldim.

İstanbul'da vakit ayıramadığım için aylardır görüşemediğim bir sürü insan varken, burada hafta sonlarından nefret eden birine dönüştüm. Beraber bir şeyler yapmak isteyebileceğim kimse yoktu. Tek başına yaşamayı öğreniyorum falan diye düşündüm hatta. Ama öyle bir şey yok, boşuna kendinizi kandırmayın.

Sonuç olarak, hayatınızı tamamen değiştirecek bir karar almadan önce gerçekten buna hazır olduğunuzu düşünebilirsiniz. Ama emin olmadan böyle ani kararlar vermeyin. Her şeyi tartın, ölçün, biçin. Ama anı da yaşayın. Bir şekilde ortasını tutturun. Bir de annenizin yaptığı taze fasulyeyi yiyin, kediniz/köpeğinizle zaman geçirin, kardeşinizin kokusunu unutamicağınız kadar çok çekin, babanızla olabildiğince çok konuşun, arkadaşlarınızla kucaklaşın, sevgilinizle hala beraberken sevişin.