Türkiye'de çok büyük bazı problemlerden iki tanesi; kadın ve yönetmek. Bir de ikisinin aynı anda, aynı cümlede kullanıldığı bir problem var ki, işte kolları sıvadım biraz eyyorlicam o konuda.
Türkiye'de aileyi yöneten kişi baba gibi görünür genelde. Ailenin finans durumu babaya bağlıdır çünkü kadının çalışması yakın bi geleceğe kadar çok da normal bir durum değildi. Parası olan düdüğü öttürdüğü için de evde babanın borusu öterdi. Çocuklar daha çok babadan korkardı, hatta iletişim kuramazdı falan. Bunlar hep görünen kısım aslında.
Şu anki yönetim sistemiyle tanımladığım aileleri benzetmeye çalışırsak şöyle olur: Baba başbakan, anne cumhurbaşkanı.
Kadının yönetme, yönettiğini gösterme arzusu o kadar bastırılmış ki, o da bu enerjisini çocuğunun kuracağı yuvayı yönetmeyi hayal ederek yaşatmaya çalışıyo. Bu sistemin nasıl işlediğini bildiği için de bilinçli ya da bilinçsiz bi şekilde daha çok erkek çocuk isteyip, o çocuğun evliliğini/birlikteliğini sikmeye kararlı ve kocaman bi adım atmış oluyo.
Önce çocuğumuz doğuruyoruz, sonra pipisi var mı diye bakıyoruz. Varsa iyi haber, gelecekte yönetebileceğiniz bir ev demek bu. Sonra o çocuğu mümkün olduğunca kendine yetemeyecek şekilde, annesine muhtaç yetiştiriyoruz. Kıvamına geldiğinde anlarsınız zaten.
İşte sonra o kadın ne oluyo biliyo musun, çocuğunun üniversite tercih rehberini doldurup hamamda oğluna kız beğenmenin hayalini kuruyo.
Ya aslında şimdi bunları boşuna okudunuz çünkü ben anlatırken de yazarken de çok dağılıyorum. Ama size gerçekten neden bahsettiğimi anlayabilmeniz için Seda Sayan'ın şu kaynanalı gelinli programını bi izleyin derim. Muhtemelen hemen her şey senaryo ama yine de mükemmel bi özet.
Eyyorlamam bitti, teşekkür ederim.